Elige una pista para reproducir
Akşamın kızılı vurdu gözlerime kan sıçradı
Aynalarda aradım içimdeki hazin halkımı
Cebime koydum uyku haplarını ve biraz da
Kalbime serptim overdose psikozları
Uzandım ruhuma suyuma el sürmeden
Melodimin rengi gözümde çağlayan kızıl nehirden aktı
Bedenim zihnimin ücra kuytularından çekti bütün o fotoroman suratları
Tek nefeste yandı
Tekrar kül oldu tüm o dünler
İçinde tek beden ve harap olmuş yek bir miğfer
Sancılarına aldırışsız, yitik onurla
Dramalarına mahkum oldun dumanlı yollarında
Bir öfke vurdu yüzüne ateşi
Kulaklarında savaş sirenleriyle çoğalan o kurşun sesleri
İhanеtin emanetinde umut nihayеtinde soldu
Onu da vurdular apansız bir geceydi
Dar sokaklarında kollarında son nefeste dostun
Aslolan hayat, ölüm sunaklarında kan kusarken
Adına bir çelenk kapında bekler
Hüznümün diyarlarında ellerinde çiçekler
Boş ver sen sus, etrafında onca devran dönerken
Bir bekleyiş hakim şu an ömür su gibi akarken
Ölüm pusuda beklerken tekler misin bilmem
Fark etsen de ses etme hiç fırtınalar koparken
Hayat bahçelerinden hüznü toplarken anlarsın
Garip bir platonikliğin içinde savrulanlardansın
Sen, herkes gibi yolunda yek olduğun halde
Yanında birileri var sanan salaklardansın
Kanatsın yaranı, kan aksın gözlerinden
Tokatsı bir kâbusla uyansın bölünsün rüyaların
Ruhun ciddiyetten utanıp kızarsın
Gerçek sanıp sarıldığın hayaller yüzüne tebessüm katsın
Olsun varsın desen de ne değişebilecek?
Zaman geri alınamadığı gibi ileri de gidemeyecek
Hayatın boyunca beklediğin şey gurura yenik düşcek
Ve ezik düşlerin gerçekliğinde gezineceksin
Karanlığa uzanacaksın yine kendi gökyüzünde
Yarım dahi kalamamış bir hüzünle süzül enginlere
Derdin neydi oğlum ne vardı çattın kendine?
Neyse tak maskeni çık gerek yok kederlere
Kapımı çal selamı ver ve gir bu kalbe
Bu kalp içinde beslenen küçük perilere hesabı sor
Kor yanardı şöminede ve bense izlerdim
Tabii ki rüyalarda kalan mutluluklar aleminde
Hep umutlarımla vardım
Minicik bir çocukken babamı uğurladım gözyaşımla sonsuz aleme
Ne vardı elde, ne kaldı geriye?
Gündüz beşten gece üçe vuran nöbetlerimde
Bir de, sabahın ayaz vakitlerinde sırtta çanta
Gözlerimde onca yorgunluk, küfür dudaklarımda
Yaşamın sırıtan o güneşi buz misali soğuk
Çehremin ifadesinde hep matem
Bakışlarım donuk bu odada
Hep kırık bir pencereydi dışarı açılan ufuklarım
Ben rahat mıydım?
Onca dikenin ortasında bunca yanlış sonrasında
Mozz haydi şimdi söyle aklın hangi yolda?